Tanışalım: Para Derler Bana

İbrahim Korkmaz derKi

Tanışalım: Para Derler Bana

 

Anadolu’nun batısında iki büyük ırmağın geçtiği bir uygarlık tarafından ticaretlerini daha da ileriye taşımak için kralın önerisiyle icat olunmuş, ilk başlarda altın, gümüş, nikel, tunç ve de alüminyumdan yapılma şekilsiz bir metal parçasıydım. Ama çok değerliydim. Bulunuşumun üzerinden yüzyıllar geçti fakat değerim azalmadığı gibi gün ve gün arttı. Siz insanoğlu en değerli mertebelerde, en güzel köşelerde beni ağırladınız. Beni her zaman yücelttiniz. Sizlerin en iyi dostu ben olmuşumdur. Sıcaklığımla avuç içinizi ısıtan da, yastığınızın altına koyarak huzur içerisinde uykuya dalmanıza da yine sebep benimdir.

 

Şimdi siz değerli okuyucular beni kendini beğenmiş, kibir sahibi, megaloman birisi olarak görebilirsiniz. Ama ben öyle olduğumu düşünmüyorum. Çünkü ben kendime ne aşığım, ne de beğeniyorum. Asıl sizler bana aşıksınız ve beni elde etmek için dünya üzerinde her şeyi yapabilecek bir içgüdüye sahipsiniz. Bu beğenmişlikle ilgili yeri gelmişken siz değerli okuyuculara Girit’te bir meyhane masasında Yunan mitolojisini araştıran bir profesörün terden vücuduna yapışmış gömleğinin cebinde dururken duymuş olduğum bir öyküyü anlatmak istiyorum. Size o profesör gibi ağzımı yamulta yamulta anlatamam belki ama gene de dinlemenizi istiyorum. Mitolojide Liriope bir oğlan çocuğu dünyaya getirir. İsmi Narcissus’dur. Annesi oğlunun geleceğinden endişe eder. Ve kör kahin Teiresias’ın yanına gider. Oğlunun akıbetini öğrenmek ister. ‘Ömrü uzun olacak mı?’ diye sorar. Kör kahin de ona ‘Kendini bilmediği sürece uzun olacak.’ yanıtını verir. Liriope ne demek istediğini oğlu büyüdüğü zaman anlayacaktır. Narcissus büyüyüp dünya yakışıklısı bir genç olduğu zaman peşinden koşanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Fakat Narcissus hepsini reddeder. Kimseyi istemez. Kimseye aşık olamaz. Ona aşık olanlardan bir tanesi reddedilmeyi kendine yediremeyip intikam tanrıçası Nemesis’e gider. Yardım etmesini ister. Nemesis, Narcissus’un yolunun bir nehir kenarından geçmesini sağlar. Ve Narcissus suda kendi yüzünü görür. Suyun başından ayrılamaz. Kendine aşık olan Narcissus kendini o suyun yansımasına bakmaktan alıkoyamaz. Günlerce kalır o suyun başında ve sonunda orada ölür. Narcissus’tan geriye terminolojiye narsis diye bir kelime kalır ki karşılığı kendini beğenen, kendine aşık olan kimsedir. Diyeceğim o ki; ben kendimi çok kere bir suyun yansımasında, aynanın diğer tarafında görmeme rağmen o kendini beğenmiş Narcissus’un yaptığı gibi yapmadım. Bunun tam tersi icat olunduğumdan beri beni çok seven bana tapan çokça insan tanıdım. Beni gördükleri zaman gözlerinin içindeki o renkli kısmın ne derece büyüdüğünün tanığı gene benim.

 

İtibarı çok yüksek olan insanların avuçlarında da bulundum. Beni buruşturup hiç düşünmeden soğuk betona atan insanların ellerinden de döküldüm. Ama soğuk betonda kaldığım saniyeler sayılıdır. Çünkü beni buruşturup atan insanın aynı türünden olan bir diğeri hiç düşünmeden heyecan dolu tavırla beni yerden alıp yüzünde ufak bir tebessümle sıcak pantolonunun cebine ya da poposundan çıkardığı yırtık, lağım kokulu cüzdanının bir köşesine hemen yerleştirir. Anlayacağınız şudur ki Evliya Çelebi bile benim kadar gezmemiştir. Benim üzerime yazılan şiirlerin, argo cümlelerin, bana küfür edenlerin, beni ne kadar sevdiğini dile getirenlerin, sevda sözlerinin haddi hesabı yoktur. Beni bir kadının iki memesinin arasına anlık zevk ile sıkıştıran da gördüm, aynı kadının evde bekleyen çocuklarına yiyecek almak için bakkal sahibinin avucuna saydığını da… Hele bir tanesi vardı ki; piyangodan kazandığı onca parayı her gece eğlence yerlerinde, kumar masalarında harcaya harcaya hem beni kaybetti, hem kendini rezil rüsva etti. En sonunda onunla karşılaştığımda ayakkabı boya sandığının arkasında ufak bir sandalyede otururken gözlerinden süzülen yaşlarla bana baktığını hatırlıyorum.

 

Bunca şey anlattıktan sonra siz güzel okurlarla aramızda oluşan samimiyete istinaden bir itirafta bulunmak istiyorum. İnsanlar benimle mutlu olduklarını her dönemde sanmışlardır. Bu geçici bir mutluluktur. Kimi zaman hayalperestliktir. Benim varlığımla belki çok güzel mevkilere gelebilirsiniz. İyi bir yaşantınız, büyük evleriniz, deniz kıyısında yazlıklarınız, garajlarınızda son model otomobilleriniz de olabilir. Size sorayım o halde: Benimle aşkı satın alabilir misiniz? Mutluluğu? Ya iyi bir dost? Kocaman bir aileniz olabilir mi benim sayemde? Sanmıyorum. Siz iyisi mi benden vazgeçin. Çıkarın hayatınızdan. Nefes almanın tadına o zaman varacaksınız. Hırslarınızdan, kibirli tavırlarınızdan vazgeçtiğinizi şaşkınlıkla gözlemleyeceksiniz. Siz değerli okurlara bir dost tavsiyesi olarak kulağınızda küpe olsun söylediklerim diyeceğim ama benden size dost da olmaz ki…

 

 

 

 

İbrahim Korkmaz

İzmir - 2018

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir ? 1976 yıl...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Per...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Can ERSAL

Can Ersal İstanbul MSü Güzel Sanatlar Akadem...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...