Şiir Kliniği (1.Bölüm)

 

Marulun en dibindeki, açık yeşil renkli, küçük körpe yaprağın kırılma sesi duyulur. Yaprak nemlidir. Kırılan yerden belirli belirsiz bir su serpintisi fırlar havaya. Aydınlıkta yok olur. Kamera, kırılan yere doğru hareketlenir. İçine doğru girer yaprağın. Açık yeşil, beyaza evrilir. Kuvvetli bir parlaklığın ardından gece, simsiyah bir deniz görünür. Üzerinde kırmızı, parlak, kocaman bir gemi vardır. Işıl ışıl.

 

Gemi, yol alıyor siyahın tonları arasında. Yıldızlardan başka hiçbir şey görünmemekte. Adam, geminin 208 numaralı kamarasında. Bir çalışma masası. Elinde kalem. Sarı bir ışık tepesinde. Siyah bir karalama defteri ve defterde bir şiir, şiirden bir mısra düşer gecenin güvertesine; ‘‘ilk ve son kavgasını kazananlar sadece intihar edenlerdir.’’

 

Yazdığı şiiri beğenmeyen bir ifade belirir adamın yüzünde. Mutsuz. Bu ifade kameraya yansır. İzleyiciye geçer.

 

Kamera çok hızlı hareket eder. Başka bir ülkeye, bir başka kıtaya yol alır havadan. Okyanusları dağları geçer. Bir apartman dairesi belirir ekranda. Odaya girer kapalı pencereden. Yatağının üstünde kitap okuyan bir kadın belirir. Yarı uzanmış halde. Aynı adamdakine benzer mutsuz bir ifade vardır yüzünde. Kitabın içinden altı çizilmiş iki cümle düşer yatağına kadının; ‘‘İntihara cesareti olmayanlar uçurumu meşgul ediyor. Yazık, kimsenin ölmek umudu kalmamış!’’

 

Adamın kamarası sessiz. Kapısı kilitli. Bir kösele ayakkabı, topuklarını yere sertçe vura vura yaklaşıyor. Bu kamarot olmalı, uzak yol baş kamarot… Böyle bir ayakkabıyı gemide sadece o giyer. Kapısı çalınmasın diye adam, sessizliğin dozunu arttırır. Nefesini bile tutar. Ayakkabı sesi kapının dibinde durur. Kapının altındaki aralıktan gölgesi görünür. Sessizliği duyarız. İçeriden ses gelmediğini duyan kamarot, uzaklaşır. Adam derin bir nefes alır. Acılarına geri döner. Kandırılmışlıkları, korkuları, umutsuzlukları sıraya girerler yaşam sıkıntısını azaltmak için. Kamera, bu emekli maaşı gibi yaşlı ve uzun kuyruğu tarar…

 

Kadın, gecenin karanlığında ışıltılı kıyafetlerle gezip karanlığını gizlemeye çalışan insanları izliyor şimdi. Kadının aklından geçenleri anlamak zor. Kendisi bile anlamıyor bazen. Genellikle görünmez olmak istiyor. Ne istiyorsam yapayım, her şeyi bileyim, her şeyi göreyim, görünmeyeyim istiyor. Kadın, yok olmak istiyor. Kadın bir dünya hayal ediyor, ama dünyanın böyle bir hayali yok! Yine mutsuz bir ifade yansıyor kameraya. Akıl verenleri, akıllı sandıkları geliyor aklına. Aldatılmışlıkları, beklentisi olanları, zamansız gidenleri, gitmesi gerekip de kalanları…

 

Ekran ortadan ikiye bölünüyor. İki mutsuz aynı ekranda şimdi. Ufak da olsa bir umut var rengine bürünüyor ortalık ve şiirimsi bir şeyler saçılıyor etrafa. Bir hayalin içinde gibi ikimiz. Kimin aklına gelirdi birbirimizi seveceğimiz? Yok artık hayatımızda geçmişten bir iz. Biz artık geleceğiz. İzleyici biraz ferahlar, iyi şeyler olacağını umar ancak kasvetli hava çok geçmeden geri döner. Dünyanın dönmesi gibi.

 

Birlikte intihar hayalleri kurarken, birbirine âşık olanların intihar edememek gibi büyük bir dertleri vardı. Çünkü yaşadıklarına değmiyordu. Çünkü onlar için ölümden sonrası belliydi de, ölümden önce hayat var mıydı? İşte bunu bilen yoktu. Şimdi; aynı anda, aynı şiiri okuyorlar farklı kıtalarda. Aynı şarkıyı dinliyorlar. Bunu da kimse bilmiyor. Kendileri bile… Kamera bunu göstermiyor! Anlaşılması güç bir şekilde kamera Vezüv’ü gösterir ve Taşlaşmış İnsanlar Müzesi’ni… O Sole Mio’nun birkaç notası duyulur belli belirsiz! Kamyon sesi, marul kokusu…

 

Filmin başında yaprağın kırıldığı yerden içeri giren kamera, şimdi geri çıkar. Geri çekim gibi… İzleyici; yaprağın kırıldığı yerden birleşip, yine o kırılma sesinin duyulmasını bekler. Hatta yaprağı bir bütün olarak göreceklerinden emindirler. Ama öyle olmaz. Kırık yaprak ekranda sabit kalır. Arkada çalan tempolu ve kısık sesli müzik yükselir. İnsanın içini titreten bir büyüklüğe ulaştıktan sonra, ekran kararır. Müzik bitene kadar siyah ekranı görürüz.

 

Herkes filmin bittiğini sanır. ‘‘SON’’ yazısının çıkmasını beklerlerken ve ayağa kalkıp toparlanırlarken; bir şiir kliniği görünür ekranda. İçeri girer kamera. Tüm tesadüfler, yoğun bakımda…

 

Devam edecek…

10 Şubat 2020 / Fildişi Sahili

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir ? 1976 yıl...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Per...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Can ERSAL

Can Ersal İstanbul MSü Güzel Sanatlar Akadem...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...