İş kazası-2.Bölüm

Bir akşam işten eve dönerken Zeynep’in ablası saklandığı köşe başından bana seslendi. Şaşırdım. Hemen yanına gittim. Servet, babam kaçacağınızı öğrenmiş. Zeynep’i kardeşiyle tehdit etti. Yatılı bir okula gönderdi bu sabah. Daha da devam ettirirsen bakamıyorum diye çocuk esirgeme kurumuna veririm. İzini de kaybettiririm göremezsin kardeşini, dedi. O yüzden gelemedi. Kardeşi için kendi hayatından vazgeçmek zorunda kaldı. Ne diyeceğimi bilemedim. Arkamı döndüm başım önde yürümeye başlamıştım ki bir kez daha seslendi ablası. Servet, Zeynep’i evlendiriyor babam. Öylece durdum. Dizlerimin bağı çözülmüş gibi oldu. Sendeledim. Topuklarımdan saç diplerime doğru bir alev topunun yükseldiğini hissettim. Ellerim yumruk oldu. Öylece yürüdüm. Koşarcasına… soluğu Şevket’in dükkanının önünde aldım. Etrafa baktım. En büyük taşı aldım. Şevket bakkal yazan cama hızlıca fırlattım. Büyük bir gürültü oldu. Kimse ne olduğunu anlamadan bir taş daha fırlattım. O sırada şevket olacak alçak adam mavi bakkal önlüğü, başına geçirdiği takkesiyle içerden bir hışımla çıktı. Elime aldığım taşı tam kafasına fırlatacakken babam elimden tuttu. Yanında da Belediye Başkanı Hulusi bey; babam evladım ne yapıyorsun sen, kendine gel, diyordu. Kendimi kaybetmiştim. Tek düşüncem ona zarar vermekti. Babam ve diğer esnaf abiler beni oradan zorda olsa uzaklaştırdılar. Hulusi bey de sonradan öğrendiğim kadarıyla bakkal şevkete bu olanlar burada kalacak. Zararını da ben karşılayacağım demekteydi.

Günler günleri, aylar ayları kovaladı. Zeynep’ten o günden sonra haber alamadım. Bir ara otobüs terminalinde Zeynep’e benzeyen birisini gördüğünü söyleyen bir arkadaşım olduysa da başka bir haber gelmedi. Belediye de işler yolunda gidiyordu. İşi iyiden iyiye öğrenmiştim. Evrak işleri, nikah kıymanın incelikleri her şey tamamdı. Sıra nikah kıymaya gelmişti. Arif abi bir gün beni yanına çağırarak evladım ben artık emekli oluyorum. Düğün sezonu da yaklaşıyor. Artık nikahlara sen gideceksin. Hazırsın buna, dedi. Çok sevindim. Heyecanım artmıştı. Ve arif abi bir ay sonra emekli oldu. Artık iş yükü biraz daha fazlalaşmıştı. Memur arkadaşlardan birisi nikah takvimini getirdi. Diğer arkadaşlarla aralarında bölüşmüşler. Ben yeni nikah kıyacağım için bana hafta da bir nikah düşecek şekilde ayarlama yapmışlar. Sonraları artarak devam ediyor. İlk nikah günüm geldiğinde heyecanım artmıştı. Halbuki söylenecek cümleler belliydi. İşin içine gelin ile damadı yumuşatacak bir iki de kendimden cümle serpiştirdim miydi bu iş tamamdı. Belediyenin nikah salonuna biraz erken gittim. İlk nikah, bir şeyin eksik olmasını istemiyordum. Mikrofonu kontrol ettim. Çalışıyordu. Nikah defterindeki daha önce kıyılmış nikahlara baktım. İmzaların atıldığı yerleri daha önce göz gezdirdiysem de bir daha baktım. Gelin ve damat resimlerine, tarihlere, isimlerine, soy isimlere baktım. Bu buna yakışmamış, bunun soy ismi geline uymamış, bunlar geçen hafta evlenmiş… defteri kurcalarken salon kapısının açıldığını fark ettim. Saate baktım. Nikah saati gelmişti. Defterdeki kişilere göz gezdirmekten kendi sayfamı kontrol edememiştim. İlk önce yaşlıca bir çift girdi. Sonra, çocuklu, ilkine nazaran daha genç bir çift girdi. Bu şekilde birkaç kişi daha girdikten sonra bir de baktım bakkal Şevket girdi içeriye. Göz göze gelmemek için hemen kafamı çevirdim. İlk nikah günümde bu mendebur suratlının karşıma gelmesi nasıl şanssız bir kişiliğe sahip olduğumu bir kez daha gösterdi. Defterin arka sayfasını açtım. Kalemimle bir şeyler yazıyormuş gibi yapmaya başladım. Ve bir an önce gelin ile damadın gelerek daha fazla öfkelenmeden bu nikahın bitmesini diledim. Az sonra alkışlar eşliğinde gelin ile damat içeri girdi. damat uzun boylu esmer tenli, askerden yeni gelmiş gibi kestirdiği kısacık saçları, çıkık alınlı iri yapılı heybetli görünüşlü bir delikanlıydı. Gelin hakkında ise pek bir şey söylemem mümkün değildi. Çünkü duvağıyla yüzü örtülüydü. Şahitler eşliğinde nikah masasına geldiler. Damat gelinin oturması için sandalyesini çektiyse de gelin olduğu yere çivilenmiş gibi hafif suratı bana dönük vaziyette bir süre öylece durdu. Sonra ağır ağır oturdu. Şahitler oturdu. Damat oturdu. Defteri nikahı kıyacağım sayfaya getirdim. Ellerim bir anda buz kesti. Gelinin resmine bakakaldım. Omuzlarım düştü. Çenemdeki bir anlık titremeyi hala ilk günkü gibi unutamıyorum. Bu sıra da damat gelinin duvağını açtı. Zeynep ile göz göze geldik. Avuçlarım terlemeye başladı. Taktığım kravat boynuma geçirilmiş yalı bir urgan gibi nefesimi kesiyordu. Zeynep başını eğmiş vaziyette gözlerini masaya dikmiş öylece duruyordu. Damat, şahitler ve muhtemelen salondaki diğer kişiler bana bakarak nikahı başlatmamı bekliyorlardı. Derin bir nefes aldım. Titreyen ellerimi sakinleştirmeye çalışarak misafirlere çatallanmış sesimle hoş geldiniz diyebildim. Sonra Zeynep’e dönerek o malum nikah konuşmasını yarım yamalak yapıp cevabını sordum. İki hece de evet diyebildi. Sonra damada sordum. Damada bir anlık öfkelensem de sonra onun ne suçu var. Bir şeyden haberi yoktur ki zavallının diye aklımdan geçirdim. İmzaları attırdım. Damada bakarak teşekkür ettim. Ve defteri kapatıp kimseyle göz göze gelmeden olduğum yerden hızlı adımlarla uzaklaştım. Kapıdan dışarıya çıkarken dolan gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Silmedim. Bir odaya geçtim. Ve Zeynep’e son kez uzaktan baktım. Veda eder gibi.

Sevgili günlük işte böyle… Çok zaman sonra şimdi ben bu satırları seninle paylaşırken yan oda da derin bir uykuya dalmış olan eşimle tanışıp kısa bir flört döneminin ardından evlendik. Hulusi beyin yeğeni, Arzu hanım; hani şu o dönemin Belediye Başkanı Hulusi bey… Aradan geçen otuz küsur yılda Zeynep’i hiç görmedim. İlk zamanlar çok düşünüyordum. Aklımdan neredeyse hiç çıkmıyordu. Sonra –sonra zaman geçtikçe kalbimin en ücra köşesine hapsettim onu. Anahtarını da kaldırıp denize attım. Artık istesem de açamam. İlk nikah deneyimimde yaşadığım o trajik durum, yıllar içerisinde çevremdekilere bahsede bahsede trajikomik bir duruma dönüştü. Ve kim demiş ki nikah memurunun da iş kazası mı olur diye. Alın size işte bal gibi iş kazası…

 

 

Image

Ahmet ASLAN

Askerdeyken şiirler yazmaya başlayan Ahmet As...

Image

Arzu KOLOĞLU

1978 yılında Niğde’de memur bir aile...

Image

Aynur GÖRMÜŞ

“Aynur Görmüş” Kimdir ? 1976 yıl...

Image

Aynur KULAK

2005 yılında Günlerden Bir Gün romanı ile ede...

Image

Ayşegül Ekşioğlu

İstanbul’da doğdum, Per...

Image

Burak KETENCİ

1976 yılında İstanbul’da doğdu. 35 sene...

Image

Canan Keleş

1989 yılında İstanbul’da doğdum. Lisans...

Image

Can ERSAL

Can Ersal İstanbul MSü Güzel Sanatlar Akadem...

Image

Caner GÖKÇEOĞLU

1979 yılı Ankara doğumlu, Eskişehir Osmang...

Image

Emine ÖZDEMİR

79 Düzce doğumluyum. Şu an Ankara'da yaşıyor...

Image

İbrahim KORKMAZ

1986 yılı Bulgaristan doğumlu olan İbrahim Ko...

Image

Gülhan MERİÇ

1975 yılı Düzce doğumludur. Anadolu üniver...

Image

İlkay AKIN

Almanya’da doğdum. İlköğretim 1. sınıfı...

Image

Mehmet DEĞİRMENCİ

1974 yılında Denizli’de doğdu. İstanbul...